Aile
Helikopter Ebeveynlik
  30 Mart 2018 Cuma , 15:38
Helikopter Ebeveynlik
“Annem ve babam sürekli ne giydiğime, ne yediğime, kiminle arkadaşlık ettiğime, sınavlardan kaç puan aldığıma, eve saat kaçta girip çıktığıma karışıp duruyor. Bir helikopter gibi sürekli başımda dönüyorlar. ”Eğer siz de çocuklarınızdan buna benzer cümleler duyuyorsanız, dikkat. Helikopter ebeveynler olabilirsiniz.

“Helikopter Ebeveyn” kavramı ilk kez 1969 yılında Psikoterapist Haim Ginott tarafından aşırı koruyucu ve ilgili, çocukları adına karar veren, onların etrafında pervane gibi dönüp her türlü sıkıntı ve zorluktan korumaya çalışan ebeveynleri tanımlamak için kullanılmıştır.

Günümüzde gittikçe artan teknoloji kullanımı ile birlikte bu tür eğilimlere sahip olan anne ve babalar, çocuklarının hayatlarına daha fazla müdahil olma fırsatı bulmaktadırlar. Eğer sizin anne ve babanız da Facebook’ta arkadaşlık isteği gönderip ne paylaştığınızı saniyesi saniyesine kontrol ediyorsa, telefon rehberinizde kim var kim yok sizden daha iyi biliyorsa, Swarm’dan yaptığınız yer bildirimleri ve Instagram hikâyeleri aracılığıyla sizi durmadan takip ediyorsa ne demek istediğimi gayet iyi anlıyorsunuz demektir.

Öte yandan bazı anne-babaların “Ne var canım bunda, çocuklarımızla ilgilenmek de mi suç?” dediğini duyar gibiyim. Ebeveynlerin çocukları ile ilgilenmesi kadar doğal bir şey yoktur elbette ama her şeyde olduğu gibi ilginin de aşırısı zararlıdır.

ÇOCUKLARIN KARŞILAŞTIĞI SORUNLAR

Çocuklar, sürekli başlarında çobanlık yapılması gereken koyunlar ya da yarışta birinci gelmesi gereken atlar değildirler. Onları devamlı gözetim altında tutmak ve kendi kararlarını vermelerine izin vermemek aileye bağımlı ve kendi ayakları üzerinde duramayan kimseler olarak yetişmelerine neden olmaktadır.

Öte yandan onlardan her daim mükemmel olanı beklemek, diğer çocuklarla kıyaslamak ve onlarla yarıştırmak tam tersi bir sonuç yaratarak akademik başarılarının ve özgüvenlerinin düşmesine neden olacaktır.

Psikologlar tarafından yapılan çalışmalarda helikopter ebeveynliğe maruz kalan çocuklarda yaşam memnuniyetinin daha az olduğu, kaygı, sıkıntı ve takıntı gibi nörotik sorunların daha yaygın olduğu ve buna bağlı olarak depresyon ilaçlarının kullanımının daha fazla olduğu saptanmıştır.

Bu çocuklarda ortaya çıkan bir başka sorun ise öfke problemidir. Gerçekleştirmeleri istenen yüksek beklentileri gerçekleştirememek ve bunun yarattığı aşırı sorumluluk hissi, sürekli bir kızgınlık halini de beraberinde getirmektedir. Bu yüzden ebeveynler ile çocukları arasında bitmek bilmez bir çatışma ve uyumsuzluk bulunmaktadır.

EBEVEYNLER NASIL DAVRANMALI?

Ebeveynler ile çocuk arasındaki iletişimde en önemli faktörlerden biri kullanılan dildir. Bu yüzden anne ve babaların, sert, kaba ve emredici bir üslup kullanmaktan kaçınmaları gerekir. Çocukları hakkında konuşurken sürekli ‘biz’ kelimesini kullanmamaya da dikkat etmelidirler çünkü bu, çocuğun anne-babadan ayrı ve kendine ait bir kimlik oluşturmasını zorlaştırmaktadır.

Çocuklarının hata yapmalarına izin vermelidirler. Unutulmamalıdır ki hata yapmadan doğruyu öğrenmek mümkün değildir. Okul tarafından verilen ödevlerden daha iyi not almaları için çocuklarına yardım etmemelidirler. Türkiye’deki eğitim kurumlarında karşılaşılan en büyük problemlerden biri de çocuklara notlarını yükseltmeleri için verilen proje ödevlerinin anne-babaları tarafından yapılmasıdır. Böyle bir durumda çocuk verilen ödevden hiçbir şey öğrenemezken başı her sıkıştığında anne-babasına başvurma alışkanlığı edinmektedir.

Bunun aksine, çocukların kendi kendine yeten bireyler olabilmeleri için gerçek hayatta ihtiyaç duyabilecekleri becerileri öğrenmeleri için gerekli ortamlar yaratılmalıdır. Örneğin, temizlik yaparken çocuğa da basit bir görev vermek, yemek hazırlanırken sofranın kurulmasına ya da ekmek alınmasına yardım etmesini istemek çocuktaki görev bilincini, iş ahlakını ve özgüveni arttıracaktır.

Kısaca, bırakın çocuklarınız düşe kalka, hata yapa yapa yaşamayı öğrensin. Düşmeden bisiklet sürmeyi, elimiz yanmadan sobaya dokunmamamız gerektiğini, sınavlardan düşük not almadan hangi alanlarda eksik olduğumuzu dolayısıyla kendimizi geliştirmemiz gerektiğini bilemeyiz.

AYSUN ŞEN

Yorumlar
Kod: PNFUM