Eğitim
Eğitimde Gizli Müfredatlar
  30 Mart 2018 Cuma , 17:54
Eğitimde Gizli Müfredatlar
Daha en başından itibaren kuralları belirli kurumlardan oluşan bir sistemin içine doğuyoruz. Bu sistemin belki de en temel yapı taşı olan eğitim kurumu ile olan münasebetimiz ise çok erken yaşlarda başlıyor. Birbirine geçmiş zincirler misali anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, yüksek lisans, doktora vs. derken hayatımızın önemli bir bölümünü okullarda geçiriyoruz. Fakat her birinin kendine özgü müfredatı olan bu eğitim sistemlerini kaçımız sorguluyoruz?

Eğitim sistemine getirilen en önemli eleştirilerden biri Ivan İllich’in gizli müfredat eleştirisidir. Bu eleştirideki temel nokta eğitim kurumlarının benimsediği açık ve resmi müfredatın aslında buz dağının sadece görünen kısmı olduğudur. Suyun altında kalan kısmı ise gizli müfredat dediğimiz var olan toplumsal düzenin sorgulanmaksızın kabulünü aşılamayı amaçlayan mesajlar ve düşünceler bütünüdür.

Bu amaç doğrultusunda okulların dört temel görevi vardır. İlk görev, çocukları ‘tehlikeli’ olduğu düşünülen sokaklardan uzak tutarak muhafaza altına almaktır. Böylece çocukların iş hayatına atılıncaya kadar toplum düzenine zarar verebilecek faaliyetlere katılımı büyük ölçüde önlenmiş olur.

İkinci görev, mesleki rol dağılımını sağlamak ve mesleki hiyerarşiyi aşılamaktır. Gizli müfredat aracılığıyla çocuklara her mesleğin farklı bilgi ve beceri gerektirdiği öğretilirken aynı zamanda hangi mesleğin toplumda daha çok değer verildiği, hangi mesleğin daha yüksek statüye ya da daha düşük statüye sahip olduğu öğretilir. Çevremizden duyduğumuz “Tıp oku, hayatın kurtulur.”, “Mühendis ol, o işlerde iyi para var.”, “Sakın ha sosyal bilimler ya da güzel sanatlar okuma, işsiz kalırsın.” gibi ifadeler hep bu gizli müfredatın bireylerce ve toplumca özümsenmiş meyveleridir. Yine bu bağlamda okul, bazı Marksist düşünürler tarafından kapitalizme sorgulamadan her daim çalışmaya hazır yeni neferler yetiştiren kurumlar olarak da değerlendirilmektedir.

Gizli müfredat kapsamında okulların üçüncü görevi ise toplumda herkes tarafından kabul edilen genelgeçer değerlerin öğretilmesidir. Öğrenci olan herkes tek tip giyinmenin, sabah okula giriş yapmadan önce tek sıra halinde saç-sakal-tırnak kontrolünün ne demek olduğunu bilir. Geç kaldığında derse alınmayan, ödevini yapmadığında ceza alan kaç kişi vardır bu yazıyı okuyan? Bu sayının hiç de az olmadığı kanaatindeyim. Dolayısıyla okul, ‘temiz olmak’, ‘dakik olmak’, ‘otoriteye itaat etmek’ ve ‘kurallara uymak’ gibi değerlerin endoktrinasyonu için en temel kurumdur.

Sonuncu görev ise okulların en bilinen görevlerindendir: toplumca övülen bilgi ve becerileri kazandırmak. Buna örnek olarak matematiksel hesaplama yapmak, topluluk karşısında sunum yapabilmek, beden dilini etkili kullanmak, gerekli tarihsel arka plan bilgisine sahip olmak gibi bilgi ve beceriler verilebilir.

Sonuç olarak, okullarda resmi içeriğin yanı sıra resmi içerikle hiçbir ilgisi olmayan politik, sosyal ve kültürel pek çok başka şey de öğretilir. Bunlar bilinçli olarak öğretilmekten ziyade okulun örgütleniş biçiminde ve gizli müfredatında saklıdır. Bu bağlamda okulların, ne derece bireysel yaratıcı yeteneklerin geliştirilmesine fırsat sağladığı sorulması gereken çok önemli bir sorudur.

AYSUN ŞEN

Yorumlar
Kod: DA3GA