Aile
Bu sorun çözülür mü?
  03 Mayıs 2018 Perşembe , 18:02
Bu sorun çözülür mü?
Aile, ilk insan toplumlarından itibaren var olan en kadim ve en temel kurumdur. Bu nedenle bu kurum, geçmişten günümüze kadar pek çok düşünür ve gözlemcinin dikkatini çekmiş ve çeşitli incelemelere konu olmuştur.

Giddens, evliliği şu şekilde tanımlamaktadır. Evlilik, iki yetişkin insan arasındaki toplum tarafından tanınan ve onaylanan bir cinsel birlik olarak tanımlanabilir. Evlilik genellikle ailenin çoğalmasını sağlayan bir birlikteliktir. Evlilik tek başına ve sadece cinsel bir birliktelik değildir. Evlilik, kadın ve erkek açısından karşılıklı duygu paylaşımı birlikte bir yaşamı beraber geçirme kararı, beraber paylaşılması arzulanan bu yaşamın aynı zamanda sorumluluklarının beraber üstlenilmesi anlamına da gelmektedir.

Yapılan araştırmalarda dikkatimizi çeken, Türkiye’ de evliliğe ilişkin tutumların, dönüşümde olduğu bir dönem yaşanmaktadır. Hiç evlenmemişler ve boşanmışların oranı artmakta, ilk evlenme yaşı yükselmektedir. Eğitim seviyesi yükseldikçe evlenme ertelenmektedir. Türkiye’ de evlenilecek kişide en çok aranılan sosyal özellik aile yapılarının benzerliğidir. Toplumumuzda iş, eğitim, gelir ve fiziksel özellikler gibi bireysel özelliklere vurgudan ziyade aileler arası uyum evlilik için daha önemli bulunmaktadır. Umulduğunun aksine, evlilikle ilgili geleneksel törenler önemini yitirip kaybolmamakta, yeni formlarda edinerek yaygınlaşarak varlığını sürdürmektedir. Eşler en çok sorunu üç konuda yaşamaktadır: evle ilgili sorumluluklar, harcamalarla ilgili konular ve gelirin yeterli olmaması. Eğitim seviyesi yükseldikçe eşlerin evle ilgili sorumluluklarda sorun yaşama oranı artmaktadır aynı zamanda ilk aile tipi olarak görülür. Başka bir deyişle ailenin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir.

Aile yapısı yaşadığı her türlü değişime rağmen toplumlar için temel yapı taşı olmayı sürdürmekte ve aileye ilişkin kültürel normlar ve değerler üretilmeye devam etmektedir. Aile aynı zamanda bir yaşam tarzını ifade etmektedir ve bu yaşam tarzına ilişkin pratikler yer almaktadır. Buna karşın ailede değişim ve dönüşüm günümüzde de devam etmektedir. Parçalanmış aile ya da tek ebeveynli aile tipleri ile daha sık karşılaşmaktayız ve aile yapısı içinde üyeler arası bağların da zayıfladığı konusu tartışılmaktadır. Sosyologların tespitine göre, ailenin yaşadığı bu dönüşüme yol açan iki önemli süreç etkili olmaktadır. Değerlerdeki dönüşüm aileyi de dönüştürmektedir. Artık çocuk ekonomik bir yarar, yaşlılık güvencesi olarak görünmüyor. Çocuğun maddi yarar sağlayacağı düşüncesi azalmış, duygusal bağlılıkta bir değişim yoktur. Yaşlanan anne ve babalar maddi olarak çocuklarına destek oluyorlar. Akrabalık ilişkileri devam etmektedir.

Toplumumuzda kaynana-gelin denince insanların aklına sanki olumsuz bir duygu çağrışımı yapmaktadır. Aslında ana-kız gibi birbirine yakın olması gereken kişiler birbirlerine karşı neden kırıcı olsunlar? (Bu soruyu soran ve düşüncesini aktaran sosyolog bir erkektir. ) Elbette gül gibi geçinen gelin ve kaynanalar vardır ve öyle de olmalıdır zaten. Gelin görün ki, bu hususta birçok olumsuz örnekler vardır. Kaynana-gelin anlaşmazlığı, kimi ailelerde geçimsizliğin baş sebeplerinden biridir. Kimi zaman “Gelin-Kaynana” meselesi yüzünden kavgalar, huzursuzluklar, evden terkler be boşanmalar meydana gelmektedir. Gelin, kaynana anlaşmazlığı yüzünden çoğu erkek, iki arada kalmakta ve en büyük sıkıntıyı bazen de onlar yaşamaktadır. Diye devam eden bu fikir konunun cinsiyetler üzerinde yeniden incelenmesi gereğini hissettirdi bana. Yani kadın üst kimliği üzerinden gelin alt kimliğine adım atışta her iki tarafın aynı cinsiyette olmalarına rağmen yaşanılan sorunları sosyoloji her ne kadar da tarif etmiş olursa olsun, bazen teori, pratik hayatta karşılığını bulamıyor. Ve bu tarihi çok eski ilişki boyutundaki sorunların çözümüne katkı sağlanamıyor. Meselenin kadın üzerinden yeniden okunması ve eğitimin devre dışı olduğu zamanlarda kadın ilkel bir yapıya bürünüp geçmişin tekrarını gelini üzerinden yaşama ihtiyacı duyması psikolojisini doğru analiz etmek ve kadına bu bağlamda terapi yapmak gerekebilir.

İnsanın özünde, kendisine yapılmasını hoş görmediğin bir davranışı başkasına yapma düsturu olsa da burada mekanizma tam tersi işlemekte ve kadın gelin olduğu dönemlerde hoşnut olmadığı kendini mutsuz eden bütün davranışları gelini üzerinde içinde saklı bir hırsla işletmektedir. Anne olmak bir evlat yetiştirmek kadına ayrı bir güç katmakta ve otoritesini sütü üzerinden sürdürme eğilimi göstermektedir.

Özellikle geleneksel aile yapısına sahip çiftlerin evliliklerinde kritik anlar yaşamasına neden olan en önemli etkenlerden biri gelin ve kayınvalide arasındaki gerginliklerdir. Gelin- -kayınvalide ilişkisi üzerine söylenmiş atasözleri, deyimler, fıkralar ve kinayeli sözler; kadının, kayınvalidesi ile iletişiminin eşiyle ilişkisi için ne kadar önemli olduğunu anlatan göstergelerdir. Birçok evliliğin, gelin-kayınvaliden ilişkisinde sudan sebeplerle çıkan tartışmalar yüzünden boşanmayla sonuçlandığı düşünülürse, meselenin önemi daha iyi görülecektir. Bir kaç maniyle bitirelim bu bölümü.

Gelinin Dini Yok, Kaynananın İmanı

GELİN: Rafa hedik kaynana Dişi gedik kaynana

Oğlun çerez getirdi Sensiz yedik kaynana

KAYNANA: Tereye petek koydum İçine ipek oydum

Gelinimin adını Zincirli köpek koydum

GELİN: Kaynanayı n'apmalı Kaynar kazana atmalı

Yandım gelin dedikçe Altına odun atmalı

Aynur Kaplan

Yorumlar
Kod: WULZT
İlgili Haberler